"HİKÂYECİ", Beril YILDIRIM
- YARATICI YAZARLAR
- 8 Ara 2024
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Mar

Yaratıcı Yazarlar Edebiyat Atölyesi Çalışmalarından
HİKÂYECİ
“Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde…” diye başladı zanlı, sorguya. Üstü başı toz içinde, perişan bir hâlde görünüyordu. Yirmi beş yaşlarında olmasına rağmen yıllar ondan hakkını fazlasıyla almıştı. Saçları aklaşmaya, yüzü geçirdiği yılların haritasını çıkarmaya başlamıştı. Üstündeki acı kahve gömleği aynı renk olan gözlerine oldukça yakışmıştı.
Sorgunun verdiği sertlik ve soğukluk hissine rağmen o bu durumdan gayet memnun görünüyordu. Sanki tüm suçu buluşmak üzere anlaştığı arkadaşını yarım saat bekletmekti. Oysa o bir cinayet zanlısıydı. Tüm ışıklar ona çevriliydi; herkes onu bekliyordu, onun ağzından çıkacak tek bir cümleyi: “Onu ben öldürdüm!”
Bu hayatta onu kaç kişi bu kadar heyecanla beklemişti? Ne zaman bir ortamdaki en önemli kişi olmuştu? Oysa şimdi en önemli insan kendisiydi ve her şey onun istediği gibi olmak zorundaydı. Çünkü sonunda senaryodaki başrolü kapmıştı ve rolünü hemen bırakmak istemiyordu. Uzun bir oyun oynanacaktı.
Tekerlemeyi onu sorgulamaya gelen komiserin “Buraya seni masal anlatman için mi çağırdık? Söyle bakalım, maktulü neden öldürdün?” diye sorması üzerine bölmek zorunda kaldı. Artık oyun başlamıştı. Herkes rolünü mükemmel bir şekilde oynamak zorundaydı. Cinayet zanlısı, sandalyesinde toparlandı ve sahneye girişini yaptı:
“Neden kızdınız ki komiserim, her insanın hayatı bir masal değil midir zaten?” Sanki bir şeyi hatırlamak istermişçesine biraz duraksadı. “Anladım, siz benim masal gibi başlamama kızdınız. Çünkü masallar hep mutlu sonla biter ve kötüler kaybeder. Bize çocukken hep masallar anlattılar, hep iyilerin kazanacağını söylediler. Biz de hep buna inandık. İşin kötüsü ne biliyor musunuz, komiserim? Bize bu masalları anlatanlar da buna inandılar. Ama sonra büyüdük ve gördük ki öyle değilmiş, kötüler de kazanabilirmiş. Hatta çoğunlukla kötüler kazanırmış.”
“Sen de bu masaldaki kötü kahraman olmaya mı karar verdin? Hatta rolünü oldukça kanıksayıp kazandığını bile düşünüyor olmalısın. Ama sana kötü bir haberim var. Şimdi karşımda oturuyorsun ve büyük ihtimalle hayatının sonuna kadar hücrenden çıkamayacaksın bile.” diyerek zanlının konuşmasını böldü komiser.
“Siz de mi benim buradaki kötü kahraman olduğumu düşünüyorsunuz? Şimdi anladım. Siz beni kötü olarak gördüğünüz için bir masal anlatmama kızdınız. Çünkü kötüler ne masal anlatabilir ne de masalın sonunda kazanabilir… Siz de hâlâ diğerleri gibi masallara inanıyorsunuz.”
“Evet, hâlâ masallara inanıyorum. Neden biliyor musun? Çünkü senin gibi kötüler ilk başta kazandıklarını ve asla yakalanmayacaklarını sanıyorlar. Sonra bizim gibi iyi insanlar geliyorlar ve asla yakalanmayacaklarını sanan kötüleri alıp tam da şu an senin oturduğun sandalyeye oturtuyorlar. Daha sonrasında ne oluyor, biliyor musun? O asla yakalanmayacaklarını sanan kötüler, yakalanmakla kalmayıp bir de hayatlarını bir kutuda geçiriyorlar… Tıpkı senin geçireceğin gibi.” Komiser zanlının gözlerinin içine bakarak konuşmasını sürdürdü. “Masallar hakkında çok şey bildiğini sanıyorsun ama en önemli özelliği unutuyorsun: Kötüler her zaman masalın sonunda cezalandırılır.”
“Yanılıyorsunuz, kötüler her hâlükârda kazanıyorlar. Siz onları yakaladığınızda onların kaybettiklerini sanıyorsunuz ama onlar istedikleri kötülüğü zaten yapmış oluyorlar. Bunu durduramazsınız ve durduramayacaksınız. Kötüler her zaman cezalandırılıyor olabilir fakat iyiler hep kaybediyor.”
“O hâlde kazandığını düşünüyorsun öyle değil mi? Sonuçta istediğin kişiyi öldürdün ve şimdi cezanı çekmek için buradasın.”
“Ben kötü biri değilim.” dedi zanlı sandalyesine yaslanarak. Alışma sahneleri bitmişti. Her iki oyuncu da rolünü iyice benimsemişti. Zanlı, bu oyundan hayatında hiçbir şeyden almadığı kadar büyük bir zevk alıyordu ve uzun zaman sonra belki de ilk defa bu kadar hayattaymış gibi hissediyordu.
Komiser bu cevap karşısında oldukça sinirlendi. Ona göre bu hayattaki en büyük suç birinin canını almaktı. Karşısında suçlu olduğuna emin olduğu bir adam duruyordu ve kendisinin de iyi biri olduğunu iddia ediyordu. Artık kendini tutamazdı.
“Ben kötü bir insan değilim diyerek iyi olabileceğini mi sanıyorsun? Yoksa buna gerçekten inanıyor musun? Seni görenler olmuş sahilde, adamı tam sağ şakağından vurmuşsun. Ölene kadar da başında beklemişsin üstelik. Hâlâ nasıl iyi bir insan olduğunu söyleyebiliyorsun, utanmadan? Söyle, adamı neden öldürdün?”
“Onun suçları benimkinden fazladır, komiserim.” diyerek anlatmaya başladı zanlı. “O kadar büyük suçları, günahları vardı ki buradaki herkesin suçunu günahını toplasak yine ona yetişemez. Ayrıca onu sadece ben öldürmedim. Onu; herkes, teker teker, acımadan ve her gün azar azar öldürdü. Her gün bir önceki günden daha çok acı çekmesini kahkahalarla seyrettiler. En acısı da neydi biliyor musunuz? Hiçbiri ona işkence çektirdiğini anlamadı. Ben zaten ölen birinin ruhunu özgürlüğe kavuşturdum. Şimdi onun ruhunu öldürenler hiçbir ceza almayacaklar ama ben ona yardım ettiğim için hayatımı kapkaranlık bir yerde geçireceğim, öyle değil mi? Sonrasında da buna adalet diyecekler. Ben onlardan daha suçlu sayılacağım. Ben kötü biri değilim, komiserim. Ben, kötü biri değilim!”
“Kendini bu şekilde kandırıyorsun demek ki: Zaten ölmeyi isteyen birini öldürdüğün için suçsuz olduğunu düşünüyorsun. Sana bir daha soracağım: Nasıl bir kişinin canını almayı kendine hak görüyorsun?”
“O kendisine böyle bir ölümü hak gördüyse ben ne yapabilirim? O istedi benden onu öldürmemi, onu özgürleştirmemi, onu bu dünyadan azat etmemi… Hepsini benden teker teker o istedi. Ben yalnızca bir kurşun sıktım ama elinde silahı tutan oydu. Ben kötü biri değilim. Ben bir katil de değilim. Onu ben değil; onu yıkılan hayalleri ve altında ezildiği hayatlar öldürdü.”
“Aslında seni hemen savcılığa gönderip ceza almanı sağlamalıyım. Ama seni dinlemek istiyorum. Sana inandığım için değil adamın nasıl öldüğünü anlayabilmek için… Senin elinde nasıl son nefesini verdiğini öğrenebilmek için.”
“Sizin onun nasıl öldüğünü anlayabilmeniz için onun nasıl yaşadığını öğrenmeniz gerekiyor. Nasıl yaşadığını ben size anlatırım ama uzun sürer. Anladığım kadarıyla benim masal anlatabilmek için bolca zamanım olacak, peki sizin dinleyebilmeniz için yeteri kadar zamanınız var mı?”
“İyi bir masal için her zaman vaktim vardır.” dedi gülümseyerek komiser. Sonuçta işini bitirmişti, istediği ifadeyi almıştı. Şimdi bu cinayet zanlısını biraz dinlemekten bir zarar gelmezdi.
“Size masal anlatmayacağım, komiserim. Dinlemek isterseniz birkaç hikâyem var. Madem masallar konusunda bu kadar karşıt fikirlerdeyiz belki hikâyelerde orta yolu buluruz diye düşündüm.”
“İçinden ne geliyorsa anlatabilirsin fakat fazla uzun anlatma. Senin kadar çok zamanım yok benim.”
Ve ilk perde kapandı, iki oyuncu da rollerini iyi oynadıklarının verdiği mutlulukla geriye çekildi. Şimdi yeni hikâyelere yelken açmanın zamanı gelmişti. Cinayet zanlısı –yeni adıyla Hikâyeci- ile anlatacağı hikâyenin kahramanları sahneye gelmeye başladı. Hikâyeci sahnenin ortasına geçti ve perde açıldı.
DEVAMI: "KARA DELİK" https://bregealyaziyorblog.wixsite.com/website/post/kara-deli̇k-beril-yildirim
Comments